HUKUK ve AHLAK

HUKUK ve AHLAK

“HUKUK” = Arapça “HAK” ın çoğulu Haklar anlamına geliyor.
Asırlardır klan yaşamından günümüze kadar bireyin davranışlarını düzenlemek için gelenek ve göreneklere göre çeşitli aşamalar ve koşulların değişmesinden sonra bulunduğu ortam ve ülkelerde devletçe konulmuş farklı kuralların tümüne “ HUKUK “ deniyor.

Pekiyi de, konulmuş kurallar “HAK “ ı haklı olana teslim ediliyor mu?

Yoksa farklı toplumlarda ayırım yapılarak, sosyal ve ekonomik olguların
eşit olmayan koşulları nedeni ile haklı olan haksız mı oluyor?

Yoksa “Hukuk”, düşünce ve vicdan adaletinin dışında toplum yapısına göre
çıkarın esiri olan bireylerin içgüdüsel yaşam biçimi mi?

Yoksa “Hukuk” manevi değerleri içermeyen, ahlaki değerlere yer vermeyen
“Toplumun” uygarlık düzeyine ve maddi değerlerine uygun koşullardan meydana gelen
ve de uygulanan bir olgu mu?

Yoksa “Hukuk”, haksızın güç ve imkânları ile haklı olanın haklarına el koyması mı?

Yoksa “Hukukun amacı” tatbikatında zora dayanan yaptırımlar, cezalar içermesine rağmen maddi imkânları veya adamı olan “ haksızları korumak“ mı?

Yoksa “Hukuk”, Platon’un Devlet adlı kitabında olduğu gibi “Hak kuvvet“ midir?

Yoksa “Hukuk” haksızın güç ve imkânları ile haklı olduğunu savuna gelen
“ çatışma ve kargaşa “ düzeni midir?

AHLAK = Arapça “HULK” kelimesinin çoğulu olan “ Ahlak” ise bireyin yaradılış, huy, karakter ve de manevi niteliklerinin tümünü kapsayan bir kavram.
Bu özellikler bireyde, yaratılıştan ve de bulunduğu ortam içersinde sonradan edindiği iyi – kötü huy veya ahlaki değerlerin oluşumunu, davranış biçimlerini de içeriyor.

O halde ahlak, günümüze kadar gelen süre içersinde farklı ülkelere, dinlere, gelenek ve göreneklere, farklı toplum ve yörelere göre değişen kural ve kavramlardan oluşuyor.

Ahlakın bireyin bulunduğu ortamda ve bireysel vicdan olguları içersinde geçerlilik kazandığı görülüyor.

Süreçler içersinde “Sosyal – Ekonomik” koşulların değişmesi nedeni ile bireysel – toplumsal alışkanlıklarla yer etmiş gelenek – görenek denilen toplumsal kuralların değişmesi de, “Ahlaki Değerler” in değişmesine neden olabiliyor.
Böyle olunca da günümüzde olduğu gibi “Hak = Güç” oluyor.

Bireyde iç ahlakı, kişiliği, kendine saygısı teşekkül edemedikçe hakça düşünme yetisi oluşamıyor.
İşine gelene, çıkarına uygun olana “Hak” diyor, elde edebilmek için her gücü kullanıyor, her yolu deniyor.

İÇ AHLAK’ ın gelişmesi zor bir uğraşı.
Başarmak için istek, azim ve çıkar’dan arınmak gerekiyor.
Bu nedenle birey de kolayı ve çıkarı seçiyor.
Kavram, kural ve kanunları sindirmeyi, dondurulmuş çıkar bilinç’i nedeni ile hiçe sayarak haksızlığa devam edebiliyor.

Maddeye sahip olma gereksinimi sonucu ile başlayan hukuk düzeni sömürüyü ilke edinmiş, kendine tanıdığı hakları başkalarına tanımayan, güçlünün güçsüzü ezdiği
“ iç ahlakı “ oluşmamış toplumlarda haksızlıkları kılıfına uydurmak “Hak” oluyor.
“Hukuk” ise güçlü olanın maşası olmakta zaman, zaman devam ediyor.

İnsan ve İnsanlık için hiçbir ayırım gözetmeksizin hakkı teslim edecek bir
“Hukuk” düzeninin dünyamızda var olabilmesi dileği ile saygı ve sevgiler…

Avni baba

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir