Bilmek – Bulmak – Olmak

Bilmek – Bulmak – Olmak

Kendini bilmek, tanımak nasıl olabilir?
Görünen ile görünmeyenin gerisi nasıl görülebilir?
Yolu, yordamı ve ölçüsü nedir, ne yapılması gerekir?

Bu gibi sorular kafaları kurcalayabilir.
Bütün bu soruların doğru yanıtını bulabilmek nasıl olabilir???

Birey işine gelenin, peşinden koştuğu istek, tutku ve çıkarlarına uygun olanın değil de, gerçeklerin kendine zarar vereceğini bilse dahi kendini kandırmaktan, kendine yalan söylemekten vaz geçerek kendine doğruyu söylemesi ile olabiliyor.

Kendini tanımak ve bilmek, ancak böyle başlayabilir. İçten gelen istek, devamlı değişmeyen irade ve zamanla oluşabiliyor.
İnsanoğlunun isteklerinin getirisi olan bireysel çıkarlarını terk etmesi, kendini tanımaya başlaması kolay olmuyor.

Çocukluk döneminden başlayan istekler torbası yaşam boyu bir türlü dolamıyor.
İsteklerin getirileri başkalarına zarar verse de onları incitse veya kırsa da böyle olacağını bilse de istek ve tutku, öfke gibi baldan tatlı olabiliyor.

EGO’ nun acımasızlığı bireyin kendisini tanımasına engel oluyor.

Nedeni giydirilmiş olan çıkarcı dış dünyası ile pırıl, pırıl olan iç dünyası arasında ki uyumsuzluk.
Bir olayda araştırılıp bulunan gerçekler, mana ve maddede ki bireysel isteklerin doğrultusunda çıkarlara ters düşüyorsa ilk akla gelen şeytanlık.
Doğru olanı yapmak değil de istekleri elde edebilmek için, “Nasıl bir tezgâh kurulabilir?” oluyor.

İnsanoğlu isteklerinin esiri olarak içtenlik, derinlik ve gerçekten uzak duygusuz olarak yaşayabiliyor.

Yemek yerken karnının açlığı ile yemeğe saldırıyor, birinci lokmada lezzet testi bitiyor, atıştırmaya devam ederken kafasının içindeki dünyaya dönüyor.
Yemek yemenin anlamı, şekli, yenenlerin yararlı mı veya zararlı mı olduğu, az mı çok mu olduğunun farkına bile varmadan yemek bitiyor.
Kafadaki düşünceler olunca da yenen yemek değil kafamızdaki düşüncelerdir.

Bazen de birey bir kişi ile beraberlikte paylaşılması gereken içtenlikten uzaklaşarak, düşüncelerini ile kafasının içinde yaşıyor.

Hele kafasındaki düşünceler kişisel getirisi büyük bir çıkar ise anlatılana baş sallıyor, yararlı olan, anlaması ve görmesi gereken çok şeyi kaçırıyor.
Her zaman ve her yerde kendisini ve çevresini GÖZLEM içinde bulunduruyor.
Gözlem alışkanlık ve disiplin gerektirir, olmayınca da bir şey göremiyor.
Ayrıca gözlese bile görülen ve algılananları sonra ANALİZ ederek bir SENTEZ ’e varmak gibi bir bilgisi de genelde az oluyor.

Böyle olmayınca da gerçekleri bilenemiyor ve görülemiyor.
Diyelim ki bir olay-kişi-konuda AN’ ı içtenlik ile paylaştı, GÖZLEM ve ALGILAR sonucu ANALİZ ile SENTEZ’ e de vardı.
Eğer kendisini eleştirmez, yalan söyler, kandırır ve işine gelmeyenleri es geçer, ARAŞTIRMAZ doğru olanı değil de çıkarına uygun olanı kabul ettirdiği zaman da görünmeyenleri önceden görmek asla mümkün olamıyor.
Göremedikleri de geleceğin GİZ’ leri oluyor.
Sonra oluşan pişmanlık ta bir işe yaramıyor.

Pekiyi de,“Yanılamaz mı insan?”diyebilirsiniz. Evet, hepimiz yanılabiliriz.
Yanılma payının azlığı bilgi ve tecrübe ile edinilen dersi belleğimize kayıt ve yeri geldiğinde kullana bilme yetisine bağlı olduğundan kişiye göre de değişiyor.

Yaşama gerekli değeri verenler ve yaşam okulunda iyi öğrenci olanlar az yanılıyor.

Ayrıca insanın kendini tanıması için giydirilmiş kişiliğinden kurtulması, soyunması, kendi öz benlik ‘ini = iç dünyasını = kişiliğini = ne olduğunu bulması, BEN – ÖZ – GÖRÜNTÜ’ sü ile GÖRÜNÜŞÜ neden farklı? Diye kendine dönerek düşünmesi gerekiyor.

Maddeye değer veriyor da vermiyor gibi mi görünüyor?
Sevmiyor, ama BİREYSEL ÇIKARI için sever mi görünüyor?
Hoşlanmadığım halde sempati kazanmak için hoşlanan bir görüntü mü sergiliyor? Kaybetmemek için doğru olanı inkâr mı ediyor?
İnatçı olduğum için mi bilmesem de iddia ediyor?
Doğruyu bildiği halde çıkarı için mi, gücünü ispat etmek için mi? Yanlışı savunuyor?
Tembel mi?
Beceriksiz mi, çalışkan mı?
Yalancı mı?
Aptal da akıllı gibi mi görünmek mi istiyor?
Neden eksiklerimi görmek istemiyor?
Bütün bu vs. ve vs.’ lerden sonra, istek ve azim ile kendine – içime dönerek cevapları arar ve bulunan doğruları saptırmadan, belleğine iyice yerleştiriyor ise, kendinin ne olduğunu BİLEN olabiliyor.

İç benliğinde katıksız kendisinin olanları da yaşamda sergiliyorsa, o zaman da BULAN oluyor.

Bütün bunların yaşamı ile bütünleşmesi için süre gerekiyor.
Zaman, zaman sapıtıyor eski haline küçük ve zararsız kaçamaklar ile dönerse de inat ve azim ile göründüğü gibi kendisi olmayı başardığın da “ OLAN ” oluyor…

Artık kişiliği, prensipleri yerine oturmuş ve dengeli, BENİ ile GÖRÜNTÜSÜ olabildiğince farksız ve kendisi olabilmiş ise ŞÜKÜRLER OLSUN…

Sevgilerimle,
Avni baba.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir