Amma Atıyorsun

Yıl 1965… Bir gurup iş adamlarıyla Heidelberg’teyim. İkinci dünya harbi süresince Müttefik Kuvvetlerinin aldığı bir karar ile işgalden sonra Almanya’da Karargâh – Stratejik Üs yapılmak üzere seçilen Heidelberg şehri harp boyunca Amerikan ve İngiliz uçakları tarafından hiç bombalanmamış. Harpten sonra da Müttefik Kuvvetleri Heildelberg’ te binlerce dönüm bir alana muhteşem Karargâh ve her ihtiyaca cevap veren ikinci bir “üsşehir” kurmuşlar.
Diğer Alman şehirleri gibi harap edilmeden, asırların getirdiği güzelliğini ve tarihsel yapısını korumuş. İklimi, ormanları ve Main nehri, doğa yapısı, üniversitesi, tarihi yapıtları ve “I lost my heart in Heidelberg – Kalbimi Heidelberg’te kaybettim” şarkısı olan gerçekten çok güzel bir şehir.

   Günlerdir devam eden ve ahmakıslatan tipinde çiseleyen yağmur durmuş, güneşli bir Pazar sabahı. Heidelberg’ in belirli sayıda seçkin iş adamı ve mülki erkânından olan kişilerin faydalanmasına müsaade edilen bu üsşehire Fabrika Müdürünün davetlisi olarak arkadaşları otelde bırakarak yola çıktık. Vardığımızda üst derecede ve uzunca süren güvenlik süzgecinden geçtik. Kısa bir kahve molasından sora üssü gezdirdiler.
Çevresi korunan, çeşitli depoları, radar-haberleşme ve komuta merkezleri, idari binaları, atış poligonları, ormanları, alış veriş, yerleşim ve eğlence yerleri, spor ve talim sahaları, vs.leri ile Amerikan tarz ve anlayışında yapılan muazzam, harika bir ÜS…

   Alman dostum, “Ben her geldiğimde çeşitli silahlar ile atış yaparım. Sizde denemek ister misiniz?” dedi. “Size eşlik ederim“ dedim.
Her tip silah için ayrı bölümleri olan atış poligonunda tek tabanca, çift tabanca, tüfek, çifte, makineli tüfek, vs. gibi silahlar ile yaptığım atışlardan sonra Alman dostum hayretle, Siz Türkiye şampiyonu
musunuz? 
Diye sordu.  “Hayır“ dedim, neden sorduğunu da anlamadım.

    Üssün gazinosunda yemek yiyoruz.  Atış Poligonu Yöneticisi, kısa bir konuşma yaptı. Elinde kılıf
içersinde bir cisim, bir paket ve bir zarflı bana verdi. “Tebrik ederim.” Dedi. Şaşırmıştım. . Ne olduğunu anlayamamıştım.  Zarfı heyecan ile açtım. Özetle şöyle diyordu:
“Ziyaretçilerimiz içersinde atışlarınız ile elde ettiğiniz puanlarınız profesyonel değerler mertebesinde olduğundan tebrik ederiz. Başarınızdan dolayı bir anı olarak Atış Kulübümüzün armağanı bu tüfeği kabul ediniz, vs.”
Göstermiş oldukları nezakete teşekkür ettim. Kılıfın fermuarını açtım. Orijinal tüfek ağırlık ve ebatlarında havalı ve saçma atan, üstünde de ismim yazan pırıl pırıl bir tüfek . Zarfta adıma yazılmış bir belge. Pakette ise 12 adet saçma mermi kutusu ve hedef kartonları vardı. Yemek sonunda Amerikalı ve Almanların hayret dolu bakışları içersinde ayrıldık.

   Otele bırakan müdür dostum ayrılırken, gülerek hoşça kal şampiyon dedi. Olmadığımı defalarca  söylememe rağmen, o da inanmadı.  Otele girdim. Elimde kılıf içerinde ne olduğunu anlayamadıkları tüfeği gören ve her zaman alış veriş yapmak isteyen gurup arkadaşları, “ Bu gün Pazar, her yer kapalı elindekini  nedir, nereden aldın?“
Bende coşku ile çok güzel vakit geçirdiğimi, yaptığım atışları, aldığım puanlar sonunda bu tüfeği armağan ettiklerini uzun uzun anlattım. Hep bir ağızdan amma atıyorsun sesleri yükseldi.
   Ne dedi isem inandıramadım. Odama doğru yollandım. Hepsi hem gır gır geçiyor, hem de anlattıklarımı abartarak beni takip ediyorlar. Alay yollu konuşmalar devam ediyorken odanın bir köşesindeki sehpanın üstünde duran kül tablasına bir sigara koydum. Karşı köşeye çekildim ve yüksek sesle seyrediniz dedi
ve tetiği çektim. Sigara ikiye bölünmüştü. Odada bir sessizlik başladı ve ayakta duranlarda şaşkınlı içersinde oturdular. Artık inanmışlardı.

   Dönüşte uçakta ve gümrükte gene problemler başladı. Uçakta tüfeği kilit altına aldılar. Gümrük’te de Gümrük Memurları ne diyorsam inanmadı. Verilen belgeyi de göstermeme rağmen fatura istediler. “ İyi atıyorsun birader “ dediler. Sonunda “Kenara çekilin” dedim. Bir sigara çıkartıp uygun bir yere koyup tetiği çektim. Sigaranın ikiye bölündüğünü gören gümrük memuru, “Hocam inandık, güle güle.“

   Onları da inandırdıktan sonra sıra, beni karşılamaya gelen eşim ve arkadaşlara geldi. O aralar bağlama da çalıyordum. Taşıdığım kılıfındaki tüfeği bağlama sanan eşim; “Evde bağlaman var, neden Almanyadan bağlama aldın? Arkadaşlar , “Aldığın bağlamalar Türkiye’den gidiyor, pahalıdır.”  Herkes konuşuyordu. Ben gene olup biteni coşkuyla anlatıyordum. Eşim ve arkadaşlar hep bir ağızdan “amma da atıyorsun” diyerek, yol boyunca dalga geçti. Arkadaşım Bülent, “Pazar günü bizim bahçede piknik yapalım, Avni atsın, biz de görelim.” diyerek konuyu kapattı.

   Pazar günü geldi, bahçedeyiz. Duran bir hedef gösteriyorlar “at bakalım”. Attım, tam isabet. Sigaraya, hedef kâğıdına konan sineğe, leblebiye, gösterdikleri her hedefe devamlı attım, attım. Hepsi de tam isabet.
Hayretler içersindeler. Sonunda “Gerçekten atıyorsun, attığını da vuruyorsun “ demeye başladılar. O sırada ağaca bir kuş kondu. “Bu kuşa atta görelim“…
Kendimi ispatlamak çabası içersinde hiç düşünmeden tetiği çektim. Her canlının yaşama hakkı olduğunu unutmuştum. Yapmamam gerekirdi, olan olmuştu. Kuş yere düştü, boynu bükük ölmüş sıcacık kuşu elime aldığımda yaptığıma ne kadar pişman olduğumu ve üzüldüğümü anlatamam. Tüfeği Nafi arkadaşıma hediye ettim.
Bir daha hiçbir varlığa ateş etmedim, asla silah kullanmadım

  Öyküm burada bitti.  “Amma atıyorsun“  dediğinizi duyar gibiyim.

Sevgiler,
Avni Baba

“Anılar Günlüğümden”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir